MEDYA

UCUZ KREDİ

BABACAN

KADIN VE GÜZELLİK

TATİL GEZİ

TEKNOLOJİ

OTOMOBİL

PARA KREDİ



H
O
Ş
G
E
L
D
İ
N
İ
Z



HABERLER


Kanseri yok eden protein
Beden zihin bağlantısı
Türkiyede akraba evlilikleri
En uzun insandan bekarlığa veda
Büyükşehir çalışıyor.
Meclis'de hayat oh ne rahat
Hande & Serdar Ortaç kavgası VİDEO

H
O
Ş
G
E
L
D
İ
N
İ
Z



Google

EMLAKÇILAR

SPOR

MODA

VİDEO

MAGAZİN

SİNEMA REHBER

DEDE TORUN

SONTURCO


Bu 'kadınsı bakışı' anlamak zor değil!

23/7/2008

Bu 'kadınsı bakışı' anlamak zor değil!

'Hayrünnisa Hanım başını hafif sağa döndürmüş Gülin Hanım’ı'Hayrünnisa Hanım başını hafif sağa döndürmüş Gülin Hanım’ı süzüyor. Bakışlarda bir kıskançlık yok ama bir özenti var'

Hürriyet gazetesi yazarı Tufan Türenç, Hayrunnisa Gül'ün BEYNİMİ DEĞİL BAŞIMI ÖRTÜYORUM sözlerinin kendisiyle çeliştiğini savundu.

BEYNİ ÖRTMEDEN BAŞI ÖRTMEK OLASI MI?
Hayrunnisa Gül’ün İngiliz The Times Gazetesi’nden bir kadın gazeteciye söylediği bir cümlenin üzerinde durmak gerekir. Hayrünnisa Hanım gazetecinin örtünme ile ilgili sorusuna "Ben başımı örtüyorum, beynimi değil" yanıtını veriyor. Bayan Gül, bu sözleriyle beyni ile tesettürünün çeliştiğini mi vurguluyor? Beyninin çağdaş olduğunu mu anlatmak istiyor. Ancak bu mümkün değil, çünkü beyin insanın inançlarını, duygularını, davranışlarını, düşüncelerini belirleyen organdır. Hareketlerin, davranışların, tüm duygu ve düşüncelerin komutunu beyin verir. Onun için dış görünümler insanın beyin yapısını doğrudan yansıtır. Bayan Gül konuşmasının bir yerinde de kadınların zorla başörtüsü takmalarının olanaksız olduğunu iddia ediyor. Yani çevrenin, ailenin, cemaat ve tarikatların baskısını kabul etmiyor. Bu yanlış, çünkü araştırmalar, tesettüre girmiş milyonlarca kadının içinde bulunduğu koşullar nedeniyle örtünmek zorunda kaldığını ortaya koyuyor. Bayan Gül de bu milyonlarca kadından biridir. Eğer kendisi 15 yaşında mutaassıp bir aileden olan Abdullah Gül’le evlenmeseydi, bugün büyük olasılıkla örtünmemiş olacaktı. Nitekim dünyada başını örtmeyen milyonlarca Müslüman kadın var.



KISKANÇLIK DEĞİL ÖZLEM
Şimdi geçtiğimiz ay gazetelerde çıkan bir fotoğrafı anlatmak istiyorum. Bodrum’da bir toplantıda çekilmiş. Toplantının konusu "Küresel İklim Değişiklikleri ve sonuçları". Toplantıya bu konulara duyarlılık gösteren Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, eşi Hayrünnisa Gül ile birlikte katılmış. Abdullah Gül’ün hemen yanında oturan Hayrünnisa Gül’ün başında beyaz bir türban, kırmızı deri bir ceket ve upuzun siyah bir etek var. Yani tesettürü kusursuz. İki koltuk ötede de Doğal Hayatı Koruma Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Akın Öngör’ün eşi Gülin Öngör oturuyor. Gülin Hanım kısa saçlı, siyah askılı bir elbise giymiş, büyük olasılıkla havalandırma güçlü çalıştığı için üzerine bir şal almış. Gülin Hanım’ın kıyafeti modern. Fotoğrafta Hayrünnisa Hanım başını hafif sağa döndürmüş Gülin Hanım’ı süzüyor. Daha doğrusu Gülin Hanım’ın giysilerini büyük bir dikkatle inceliyor. Hayrünnisa Hanım’ın bakışlarında bir kıskançlık yok ama bir özenti var.
Bu özlem dolu duyguyu anlamak hiç de zor değil.

Biri tesettür nedeniyle kadınsı özelliklerini kapatmak zorunda kalıyor, öteki böyle bir zorunluluk içinde kalmadan bunları sergiliyor. Zaten gazetenin "Kadınsı Bakış!" başlığı bunu tam olarak yansıtıyor. O fotoğraf Türkiye’deki kapanma sorunu konusunda çok şeyler anlatıyor.
süzüyor. Bakışlarda bir kıskançlık yok ama bir özenti var'
vatan 

Tolon Paşa'dan mektup var

23/7/2008
Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan emekli org. General Hurşit Tolon avukatı aracılığıyla yolladığı mesajda hakkındaki iddialara yanıt verdi.

Org.Tolon özellikle iktidar yanlısı medyada çıkan haberlerin yanıltıcı ve suçlayıcı olduğunu belirterek ceza evinden şu mesajı gönderdi:

"Bizi tanıyanlar, yakınlarımız ve sevdiklerimiz şunu çok iyi bilmelidirler ki, ne Org. Eruygur ne de ben Ergenekon denen örgütün ne kurucusu, ne yöneticisi, ne de üyesiyiz. Uzaktan yakından hiçbir ilgimiz, ilişkimiz yoktur. Varsa, böyle bir terör örgütünden medyada yer aldığı kadarıyla bilgi sahibiyiz. Medyada yer alan asılsız haberleri büyük üzüntü ile izliyorum.
İktidar yanlısı gazeteler yanıltıcı, suçlayıcı ve adeta kesin hükümmüş gibi haberler yayınlıyorlar. Hele Sabah Gazetesi'nde
"ŞOK KLASÖR" başlığı ile yayınlanan haber bütünüyle yalandır,gerçek dışıdır. Evimde arama hem Ankara C. Savcısı hem de Gnkur. As. Savcısının nezaretinde yapıldı. El koydukları tüm
belgeler tutanağa geçirildi. Org. Yaşar Büyükanıt hakkında iddia edildiği gibi bir klasör, dosya, belge, bilgi kesinlikle
yoktur.

Tümüyle gerçek dışı olan bu haber, çok net olarak belli ki sistematik bir karalama ve suçlama kampanyasının ürünüdür.

Bu konuda oğlum Tolga Tolon'un müstakil evinde
yapılan aramada yasa dışı el konulan bir CD içinde GATA mahreçli olarak Org. Büyükanıt'ın kulak rahatsızlığı ile ilgili periyodik kontrol ve tedavileri gösteren bir çizelge bulunmuştur.Oğlum da bunun nereden, nasıl, ne şekilde geldiğini hatırlayamadı. İnternet ortamından gelen yüzlerce,binlerce belge arasında intikal etmiş olabilir.

SİYASİ KOMPLO

Bu olay bütünüyle siyasi bir komplodur. İktidar
kendisine muhalif olarak gördüğü tüm kişi ve
kuruluşları, başta kadın derneklerini, sivil
toplum kuruluşlarını bu kisve kapsamında baskı
altına almaya ve cezalandırmaya çalışmaktadır.
"Ulusal" adı ile başlayan, Atatürkçü,
Cumhuriyetçi, Yurtsever tüm yasal STÖ'lerine,
siyasi partilere suç örgütü, terör örgütü gözü ile bakılıyor.

Gözaltına alındığım andan itibaren, Anayasa ve AİH Sözleşmesine dayanarak
1. Ne ile suçlanıyorum?
2. Bu suçun delilleri nelerdir?
3.. Savunma için zaman verin!
dedim. Bunların üçü için de "mümkün değil" dediler. Bu nasıl bir anlayıştır? Nasıl bir gizliliktir?

Günlerce gözaltında kaldıktan sonra Cuma günü 19.00'dan ertesi sabah 07.00'ye kadar ifademe başvuruldu. Ardından istirahat imkânı verilmeksizin Adli Tıbba götürüldük.Cumartesi sabah 09.30'dan 12.00'ye kadar Savcının kapısında bekletildik. Sonra
saat 15.00'e kadar 3 saat ifadem alındı. 15.00'den 22.30'a kadar Hâkim sorgusu için yine kapıda bekletildik. Nihayet
22.30-01.00 arasında hâkim karşısına çıktık. Sorulara ve verdiğim cevaplara bakarak serbest bırakılacağımı umarken sanırım saat 03.00'e doğru tutuklandığımız tefhim edildi.

Sorgulama esnasında atfedilen suç ve bu suçla ilgili herhangi bir delil ortaya konmamıştır. Delillerden suça, suçluya, suçlamaya değil, fail ve faaliyetlerinden suç isnat etmeye
giden bir anlayışla sorular yöneltilmiştir. Özellikle kişiler ve çeşitli sivil toplum kuruluşları, dernekler, siyasi parti
kuruluş çalışmaları ve bunların düzenledikleri çeşitli etkinliklere neden katıldığım sorulmuştur. Bütün bunların Ergenekon'un alt birimleri oldukları varsayılmıştır.Özellikle
tanıdığım, görüştüğüm gazeteciler, üniversite hocaları, aydınlar, siyasiler, katıldığım resmi, özel, sosyal etkinlikler, paneller, anma günleri vb.. hakkında sorular sorulmuştur:

50 yıllık arkadaşım Org. Çetin Doğan'la ahbaplığım ne düzeyde imiş?

Prof. Alemdaroğlu'nu, Prof. Haberal'ı, başka birçok hocayı daha tanırmıymışım? Ne maksatla görüşürmüşüm?

Gazetecilerden, hocalardan pek çok kişiyi yakından tanırım. Onlarla çeşitli etkinliklerde bir araya geliriz. Konuşuruz, sohbet ederiz, görüşalış-verişinde bulunuruz, zaman zaman yazışırız.

Doğu Perinçek'i tanırmıymışım?

40 yıllık siyasetçi. Tanımayan mı var? Parti Genel Başkanı. 'Televizyondan tanırım' dedim. Bir de birtoplantıda bir araya gelmişiz.

Ancak maalesef bana atfedilen suçla ilgili olarak
terör örgütü üyesi suçlamasıyla halen tutuklu
bulunanların büyük bir bölümünü hiç tanımam, hiç
karşılaşmadım.

Ümit Sayın'dan rapor istemişim. Ordu Komutanlığım sırasındaÜmit Sayın ve Sevil Atasoy ziyaretime geldiler. Kürtçülük
faaliyetlerinden söz etiler. Ben de "Bunları yazılı olarakverebilir misiniz?" dedim. Yanlarında Karargâh Subaylarıma
talimat verdim. Daha sonra gönderdikleri nota şu hususlarıyazdım:

Kara Kuvvetleri Komutanlığına arz edelim. MİT'e bilgi verelim. Periyodik toplantıda emniyet istihbarat birimleriyle görüşelim.İstediğim söylenen rapor ve olay budur.

Gözaltına alınma ve tutuklanma nedenimiz olarak şunları düşünüyorum: Bir yılı aşkın bir süredir bu işin suyu çıktı. Kamuoyu tatmin edilemedi. Yandaş basında da halen örgütün üst
kademelerine ulaşılamadığı görüşü yaygın. Kamuoyunu tatmin için toplum tarafından daha çok tanınan, STÖ'lerle, Üniversitelerle daha sık ve tamamen yasal ortamlarda beraber
olan kurbanlara ihtiyaç vardı. Biz kurban seçildik.",,,vatan

Ülkeyi karıştıran yasak aşk

23/7/2008

Ülkeyi karıştıranİki çocuk babası din adamı 16 yaşındaki öğrencisiyle aşk yaşıyor !

gazetevatan.com




İngiltere’nin Goldsithney kasabasında, bir din öğretmeni, 16 yaşındaki öğrencisi Jessica Anderson ile evlenme kararı aldı. Resmi olarak evlenmek için genç kızın 18 yaşına girmesini bekleyecek olan 50 yaşındaki öğretmen Clive Richards, o zamana kadar birlikte yaşayacaklarını açıkladı. Kendini ‘Benim öğrencimken aramızda birşey yoktu, herşey ben okuldan ayrıldıktan sonra başladı’ diyerek savunan Richards, bu evlilikle beraber 4. defa dünya evine girmiş olacak. İki oğlundan 14 yaşında olanı da çiftle aynı evde yaşıyor.Clive Richards, aldıkları tepkilerin çoğunun olumlu olduğunu belirtti. Gelin adayı Jessica ise e-mail yoluyla haber verdiği ailesinden gerekli desteği bulamadı. Aynı şehirde yaşayan aile, bu kararı öğrendikten sonra evlerini satılığa çıkarttı. Sıradışı çift, genç kızın hamile olduğu veya beyni yıkandığı iddialarını ise yalanladılar.

yasak aşk !

İki çocuk babası din adamı 16 yaşındaki öğrencisiyle aşk yaşıyor !
 

Paşalardan Ahmet Hakan'a mektup

23/7/2008
Ahmet Hakan'ın "Fişlenmişim" başlıklı yazısına Şener Eruygur ve Hurşit Tolan'dan mesaj geldi

Ergenekon soruşturmasında tutuklanan Şener Eruygur, Hürriyet yazarı Ahmet Hakan'a avukatı aracılığıyla mektup yolladı. Avukat Erol Hakan'a Tolon Paşa'dan da mesaj getirdi.

Kandıra’dan mesaj var

"BEN Avukat Aytekin Erol... Şener Eruygur Paşa’nın avukatı..." diye tanıttı telefondaki ses kendisini...

Sonra da ekledi:

"Şu anda Kandıra Cezaevi’nden çıktım. İstanbul’a doğru geliyorum. Sizinle acilen görüşmem lazım. Şener Paşa’mın size bir mesajı var..."

Üç saat sonra İstanbul’un orta yerinde, The Marmara’nın artık "Kitchenette" olan kafesinde buluşmak üzere sözleştik.

* * *

Ve buluştuk...

Avukat Aytekin Erol, kıdemli albayken askeriyeden emekli olmuş...

İki yıldır Ankara’da avukatlık yapıyormuş...

Türk Silahlı Kuvvetleri’nde önemli görevlerde bulunmuş emekli subay Aytekin Erol, meselelere hákim, ne yaptığını bilen biri. En azından bende bıraktığı izlenim böyle...

Birkaç giriş ve nezaket cümlesinin ardından. Sadede gelindi...

Erol, Şener Paşa ile yaptığı görüşmenin ayrıntılarını başladı anlatmaya...

Şener Paşa, görüşme sırasında, Hürriyet’ten kestiği benim "Fişlenmişim" başlıklı yazımı çıkarmış ortaya...

Ve sonra şöyle demiş:

"Çok üzüldüm bu yoruma..."

Ardından da çizgisiz bir dosya káğıdına kargacık burgacık bir el yazısıyla kaleme aldığı mektubu çıkarmış...

Avukatına "Bu mektubu Ahmet Hakan’a ulaştırmanız mümkün olabilir mi?" diye ricada bulunmuş...

* * *

Eruygur’un mektubunu aldım elime...

Başladım okumaya...

Okurken biraz zorlandım, bazı kelimeleri çıkarmakta epey güçlük çektim ama sonuçta başardım...

Paşa mektupta kendisini gayet iyi ifade etmişti... Yani ifade-i meram açısından herhangi bir sorun yoktu...

Avukat Aytekin Bey’e, "Bu mektubu tam metin olarak yayınlayacağım" dedim...

* * *

Meğer hepsi bu kadar değilmiş...

Aytekin Erol, Kandıra Cezaevi’nde "Komutanım" dediği Hurşit Tolon Paşa ile de bir görüşme yapmış...

Görüşme sırasında Hurşit Paşa, "Şimdi söyleyeceklerimi istersen yazabilirsin" demiş...

Aytekin Bey, sözün burasında, "Tabii Paşa’nın yazabilirsin demesi yaz anlamına geliyordu" yorumunu yaptı...

Neyse...

Hurşit Paşa konuşmuş, Aytekin Bey de not tutmuş...

Ve ortaya Hurşit Paşa’nın ince sitemli, bol göndermeli kısa mesajı çıkmış...

Paşaların hali pür melali

MORAL: Her iki paşanın da moralleri yüksek... Her iki paşa da sıklıkla "Adalete güveniyoruz" mesajı veriyormuş.

CEZAEVİ YAŞAMI: Kandıra Cezaevi’nde tek kişilik hücrelerde kalıyorlar... Ancak ortak alanlarda birbirleriyle görüşebiliyorlar. Gazeteleri okuyorlar, televizyonları takip edebiliyorlar.

ZİYARETÇİLER: Avukatları ve aileleriyle sorunsuz bir şekilde görüşüyorlar... Bazı emekli orgeneraller, iki paşayı ziyaret etmek için girişimde bulunuyorlarmış...

MERAK: En merak ettikleri konu şu meşhur "Darbe Günlükleri" meselesiyle ilgili... "Özden Örnek Paşa madem bu günlükleri kaleme almadığını söylüyor... O halde neden çıkıp bir açıklama yapıp yeri göğü inletmiyor? Benim adıma kim günlük tutmuş diye meydan okumuyor... Bunu bir türlü anlamıyoruz" diyorlarmış.

SİTEM: Özellikle Hurşit Paşa’nın gönderdiği mesajdan da anlaşılabileceği gibi "içerideki paşalar", biraz sahipsiz bırakıldıklarını düşünüyorlar. "Eski dostları" tarafından yalnız bırakıldıkları duygusu içindeymişler.

Tam metin

Şener Eruygur’un mektubu

"Sayın Ahmet Hakan...

Bir gazetede, yapılan aramalar sırasında 1998-2004 yılları arasında benim bazı basın mensuplarını fişlettiğime dair belge bulunduğunu öne süren maksatlı, insafsız ve suçlayıcı bir haber yayınlanmıştır...

Benim Jandarma Genel Komutanlığı’ndaki görevim 2002-2004 dönemini kapsar. Dolayısıyla 1998’den başlayan bir fişlemeyi benim yapmam ya da yaptırmam fiilen mümkün değildir. Çünkü ben jandarma subayı değilim.

Sadece bu gerçek bile öne sürülen suçlamanın mesnetsizliğini göstermektedir. Jandarma Genel Komutanlığı’nda çalışmadığım dönemde benim böyle bir belge hazırlatmam mümkün olamaz.

Ayrıca Jandarma Genel Komutanı’nın "Şunu fişleyin, şunu fişlemeyin" diye bir çalışma içine girmesi işin doğal akışına da uygun değildir.

İddia edildiği gibi benim Harbiye Orduevi’nde bir ofisim de yoktur.

Sorgulanmam sırasında ilgililere söylediğim gibi, benim Ergenekon denilen bir örgütle uzaktan yakından bir ilgim yoktur. Bu gerçek er ya da geç ortaya çıkacaktır. Bu konuda yargıya güveniyorum.

Benim inançlı bir Atatürkçü yurttaş olarak Atatürkçü düşüncenin yaygınlaştırılması için yaptığım yasal çalışmalar dışında bir faaliyetim olmamıştır. Buna bütün arkadaşlarım tanıklık edebilirler.

Gizli amaçlarını üzerimden gerçekleştirmeye çalışanları, hakkımda yürüttükleri karalama kampanyasına son vererek, insaflı, vicdanlı ve yasalara saygılı olmaya çağırıyorum...

Şener Eruygur

Emekli Jandarma Genel Komutanı"

Hurşit Tolon’un mesajı

"Biz içeride huzurlu, onurlu ve alnımız açık olarak yüce Türk adaletinin tecellisini bekliyoruz. Ya dışarıdaki bazıları? Onlar ne durumda acaba?

Yanlı basın ve bilinen temsilcileri tarafından boynumuza ’bombacı’, ’suikastçı’, ’darbeci’ yaftaları takılmak istenmektedir.

Bu çamurlar, bu haksız ve mesnetsiz karalama kampanyalarıyla kırılan onurumuzu, aile şerefimizi ve haysiyetimizi kim koruyacak diye merak ediyoruz.

Sadece ve sadece yasalarımızın güvencesi altında olduğumuzu düşünüyoruz.

Eğer isterlerse acınacak halde olanlara buradan destek verebiliriz.

Hurşit Tolon

Emekli Orgeneral",,,vatan

Bedava tatil cenneti olduk

21/7/2008
Türkiye, turiste otelin dışında para harcatamıyor. Turistin para harcamadığı kredi kartı ekstrelerinden net olarak görülüyor

Turist başına harcama 146 doları ancak buldu

Ülkesİne gelen turiste 2 bin doların üzerinde harcama yaptıran İspanya ve Yunanistan’ın aksine Türkiye, bir türlü turistinin elini cebine atmasını sağlayamadı. Bunun baş sorumlusu olarak otellerin “herşey dahil” sistemi gösterilirken, otellerin dışında zengin turiste hitap edecek restoran, kafe, eğlence mekanı gibi yerlerin azlığının ve kalitesizliğinin de temel sebeplerden olduğu vurgulanıyor.

Bankalararası Kart Merkezi’nin kayıtlarına göre yabancıların Türkiye’de yaptığı kredi kartı harcamaları çok sınırlı kaldı. 2003 yılında Türkiye’yi ziyaret eden 14 milyon yabancının Türkiye’de kartla yaptığı harcama 2 milyar YTL’yi ancak buldu. Yabancı ziyaretçi başına kart harcaması da o günkü kurla 95.25 dolar çıktı. Bu yıl ise harcamalarda ilk kez bir artış görüldü. 5 ayda gelen turist sayısı 7 milyon 831 bin oldu. Turist 1.4 milyar YTL’nin biraz üzerinde harcama yaptı. Dolar bazında harcama tutarı 146.7 dolar olarak tespit edildi,

“Kazıklanırım” korkusu var

Avrupa’da Türkiye’de özellikle tatil yörelerinde restoranların pahalı olduğuna dair bir düşüncenin hakim olduğu, bunun da turisti tatil köyünden dışarı çıkartmadığı belirtiliyor. Türkiye’nin Ege sahillerinde bir restorantta yenen yemeğin fiyatı ile Yunan Adaları’nda yenen bir yemeğin fiyatı arasında yapılan kıyaslamalar turistin dikkatini çekiyor. Yunan Adaları’nda çok zengin menüye sahip bir sofrada kişi başı 25-30 euro hesap ödenirken bu faturanın Türkiye’de 70-100 euro arasında olduğuna dair yazılar yabancı gazetelerin turizm eklerinde sıkça çıkıyor. Türkiye’de taksilerin turiste karşı acımasız olduğu, ekstra ücret almaya çalıştıkları da şikayet edilen bir diğer önemli nokta.

Turist paket geliyor sadece havaalanı ve otelini görüyor

* TUI Danışmanı Hüseyin Baraner: Türkiye bugüne kadar hep oda satmak üzerine kendini konumlandırdı. Ne yazık ki ortam satamadık. Türkiye’ye gelen turistlerin büyük bölümü paket turlarla geliyor ve “all inclusive” yani “herşey dahil” paket satın alıyor. Böyle olunca turist harcama yapmıyor. Çünkü ’belirlenmiş harcama’kapasitesi var. Biz turizmin ana ürünlerini satamıyoruz. Nedir bunlar? Mutfak (gastronomi), eğlence, kongre, kültür... Turizmde gelişmiş diğer ülkelere baktığınızda oda değil, tüm bu ana ürünleri sattıklarını görürsünüz.

Charter uçakla zengin turist gelmez

* TÜROFED (Türkiye Otelciler Federasyonu) Başkanı Ahmet Barut: Zengin turistleri getirmek için oteller kadar ulaşım da çok önemli. Ancak charter uçakla zengin turisti getiremezsiniz. Business class’la Antalya’ya turisti uçuramamak önemli sıkıntı yaratıyor Özellikle golf turisti sıkıntı yaşıyor.

Zengin Avrupalı elemanıyla aynı yerde görünmez

* Öger Tours’un kurucusu Vural Öger: Dominik Cumhuriyeti’nde bir zorunluluk olarak başlayan “herşey dahil” sistemi, Türkiye’de çok yayıldı ve turizmimizi bir çıkmaza sürükledi. Zengin Avrupalı yanında çalıştırdığı elemanla aynı yerde tatil yapmak istemiyor. Türkiye’nin bir “ucuz ülke” imajı var. Sadece otel yaparak zenginleri çekmek mümkün değil. Otelin dışında düzgün mekan olmayınca siz turiste harcama yaptıramazsınız.
« Önceki :: Sonraki »

Blogcu ile yapıldı