MEDYA

UCUZ KREDİ

BABACAN

KADIN VE GÜZELLİK

TATİL GEZİ

TEKNOLOJİ

OTOMOBİL

PARA KREDİ

EMLAKÇILAR

SPOR

MODA

VİDEO

MAGAZİN

SİNEMA REHBER

DEDE TORUN

SONTURCO


Bak sen şu söyleyene!

4/6/2007
Emin ÇÖLAŞAN

BÜYÜK devlet adamı, cumhurbaşkanı adayımız Abdullah Gül yabancı gazetecilere demeç vermiş ve eşinin türbanı konusunda şöyle demiş:

"Atatürk'ün eşi de başörtülü idi!"


Bunlar yakın tarihimizi hiç bilmez. Bilseler bile, konuyu saptırmaya kalkışırlar. Atatürk'ün eşi Latife Hanım, evlendikleri l922 yılında gerçekten de başörtülü idi. Ama o sırada çok farklı bir Türkiye vardı.

Sonraki yıllarda Latife Hanım'ın yüzlerce fotoğrafı vardır ve hiçbirinde örtü yoktur. Başı açıktır. Bay Gül bunları ya görmemiştir, ya da gördüğü halde, eşinin kapalı olmasını Atatürk üzerinden savunmaya kalkışmaktadır.

İkincisi ve daha da önemlisi, Atatürk o yıllarda bile eşinin (türban değil) başörtüsünü din sömürüsüne alet etmemiş, onun örtüsünü siyasette kullanmaya kalkışmamıştır.

Bu yolla insan tavlama küçüklüğünü göstermemiştir.

İnsan Atatürk ve eşi hakkında konuşurken biraz bilgili olmalıdır. Bilmiyorsa, öğrenmelidir.

Stepne

ANAVATAN,
Anayasa değişikliği konusunda iktidarın stepnesi oldu. AKP'ye destek verip soluk aldırdı, rahatlattı. Bu konuda savunmaları şöyle:

"Biz cumhurbaşkanını halkın seçmesini zaten istiyorduk. Bu fırsat önümüze gelince elbette kabul oyu verdik."

İyi ettiniz! Böyle bir konu oylanmadan önce insan düşünür:

"Türkiye'de ciddi bir sistem değişikliğine gidiliyor. Bunun altyapısı var mı? Kamuoyunda tartışıldı mı? Bunun sonrası ne olacak?"

Bunlar ciddi işlerdir. AKP istedi diye hamhum şaralop yöntemiyle, el çabukluğu marifet, beş dakkada Beşiktaş anlayışıyla yapılmaz.

Anayasa değiştiriyorsun, sistem değiştiriyorsun, muhalefet partisi kimliğinde işin altındaki büyük boşlukları görmüyorsun. Bu nasıl siyasi partidir, nasıl siyasi anlayıştır? Cumhurbaşkanı'nın veto gerekçelerini bile okuma zahmetine katlandılar mı?

Fakat esas siyasi komedi dün patladı. Meclis'te AKP'liler, Anayasa değişikliği için Anavatan'ın stepne olmasını isterken, referandum yasasını gündeme getirmeyeceklerine söz vermişler!

"Abi merak etmeyin, bize güvenin" demişler.

Ertesi gün (dün) bu yasa da gündeme getirilince, bizim Anavatan, aldatılan eş durumuna düştü! Çok kızdılar. "Bize söz vermişlerdi, ayıp ettiler" demeye başladılar.

Söylemlerinde güya muhalefet yapacaksın, böylesine önemli bir konuda iktidar partisine destek olacaksın.

Başkalarına stepne olmanın bedelidir bu.


BiR MAHKEME BASKINI DAHA

ANKARA Büyükşehir Belediyesi Başhukuk Müşaviri olan Safa Altıoğlu isimli şahıs birkaç gün önce Ankara 7. İdare Mahkemesi'ne geldi. Mahkeme Çankaya Belediyesi lehine, bunların hoşlanmadığı bir karar vermişti. Şahıs orada bağırıp çağırmaya başladı. Önce Kalem görevlilerine, sonra da Mahkeme üyelerine bağırdı, hakaret etti. Kararı beğenmemişlerdi! Mahkeme tarafsız değildi, kasıtlı davranıyordu!

Mahkeme Başkanı, üyeler ve öteki görevliler tarafından tutanak tutuldu, adamın davranış ve sözleri imza altına alındı.

İyi ki adamın silahı milahı yoktu. Yoksa daha berbat ve üzücü işler olabilirdi.

Görüyorsunuz, yargıyı şamar oğlanına çevirmeye yelteniyorlar. Başbakanları Anayasa Mahkemesi'ne hakaret ediyor, onun yol verdiği alt takım ise mahkeme kapısında bağırıp çağırıyor, hakaret ediyor.

(Tarafsız Adalet ve İçişleri Bakanları belki bu baskını araştırıp işlem yapma gereği duyarlar!)

Peki bu baskın nereden kaynaklandı. Çok kısaca, özet olarak ve basitçe anlatayım. Bakanlar Kurulu, borcu olan 2541 belediyenin borçlarının silinmesine karar verdi. Bu konuda toplantılar yapıldı, uzlaşma komisyonları kuruldu. Bu yolla 2540 belediyenin borçları silindi. Biri hariç!

Uzlaşma Komisyonu kararına rağmen Çankaya Belediyesi!

Bu durumda Çankaya Belediyesi dava açtı ve Büyükşehir tarafından konulan hacizlerin kaldırılmasını istedi. 7. İdare Mahkemesi hacizlerin kaldırılmasına karar verdi, Bölge İdare Mahkemesi bu kararı onadı.

Mahkeme kararını uygulamıyorlar. Sonucuna elbette katlanacaklar.

Ankara 7. İdare Mahkemesi işte bu nedenle sözlü saldırıya uğradı ve tutanak tutuldu.

Bazıları iyice yoldan çıktı. Karar onların lehine ise eyvallah! Değilse mahkeme kararlarına ve görevlilere hakaret, baskın, her şey mubah.

İmamları hapşırıyor, cemaat öksürüyor!
Hürriyet 2.06.2007

Sünnetli seçim...

4/6/2007
Bekir COŞKUN

BEN hiç böyle seçim yatırımı görmemiştim:

Bedava sünnet...


Çaya, pancara, fındığa, fıstığa desteği uygun görmeyen IMF, bu minik aletin ucuna yapılan yatırıma karşı çıkacak değil.

Milli irade etkilenir mi bundan?

Etkilenir.

Milli irade, çocukların pipisinin ucunda tecelli edecekse, ne diyeceksiniz?

*

Türklerin, yakaladıkları ecnebiyi yatırıp sünnet ettirme ve ağlamakta olan "Hans"ın adını "Hasan" koyma eğilimleri böylece ilk kez bir parti politikası bazında kendini gösteriyor ki, bu ancak AKP'nin aklına gelebilirdi.

Biliyorsunuzdur; Tayyip Erdoğan'ın düşüncesi aslında Cumhurbaşkanı'nın yetkilerini kesmekti.

Bunu yapamadılar.

Bunun üzerine Anayasa'yı "ehl-i sünnet" yapma girişimi başladı. Özellikle anayasanın "laiklik ilkesini" ucundan kesip alma çabası başarısızlıkla sonuçlandı.

Peşinden "Oldu da bitti maşallah..." nidaları arasında Çankaya'ya "dindar birisini" çıkartma çabasına giriştiler.

Başaramadılar...

İşte o sırada "Paşa'yı yakalayın..." denildi...

Olmadı...

Son birkaç gündür başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere yargıyı kucağa oturtup sünnet ettirme girişimini izliyorsunuz.

Yine olmuyor...

*

İşte; bu devleti ve devletin kurumlarını "ehl-i sünnet" konumuna getiremeyince, demek ki akıllarına geldi:

Vatandaşın pipisi...

Ve bildiğiniz gibi önceki gün açıkladılar:

Sünnet bedava...

Yani toplumun cahil kesiminin ağzına şekeri doldurup, ak oylarını alma girişimi...

Holdinglerin, yabancı sermayenin, Arap şeyhlerinin, özelleştirme avantacılarının kazançlarında mutlu düzenlemeleri daha iktidara geldikleri günlerde yaparken, sünnetin bedava olmasını seçime günler kala akıl etmeleri size tuhaf gelmesin.

Arkadaşlara yakışan ve onun seçmenlerine uygun bir şeydir bu:

Seçim rüşveti olarak bedava sünnet...

Hürriyet 1.6.2007

Şener’inki kategorik ayrılık

4/6/2007

Şükrü KÜÇÜKŞAHİN



ABDÜLLATİF Şener’in AKP’den aday olmaması, bireysel ve sıradan bir dinlenme kararı değil; doğrudan Başbakan Tayyip Erdoğan’dan ayrışma mesajıdır.


Şener, bunu AKP tabanını rahatsız etmeyecek, onlarda olumsuz bir imaj yaratmayacak zariflikte ve "İstemeyerek bu kavgaya girdim" diyerek yapıyor. Peki Şener, bakanlık görevinden neden ayrılmıyor?

Bu da Şener’in, artık rehabilite edileceğine inanmadığını söyleyebileceğimiz, Başbakan’ın anlayış ve tavrından kaynaklanıyor.

Bütün bakanların birer istifa mektubu Başbakan’ın cebinde.

Şener, bir sabah, habersizce özelleştirmeyi kendisinden alıp Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’a bağlayan Erdoğan’a, "Şimdi de inisiyatif sizde" diyor.

Bakalım Erdoğan, "Kurumlar ve bazı toplum kesimleriyle kavga etmenizle mutabık değilim" gerekçesiyle kendisiyle ayrışan Şener’i kabinede ne kadar tutacak?

YENİLERİN HAVASINI BASTI

Erdoğan
’ın, Şener’i kabinesinde bir gün bile tutmak istemeyeceğini varsaymak hiç abartı görülemez.

Başta Abdullah Gül olmak üzere -ki bir cumhurbaşkanı adayının, iyi niyetle de olsa, işi Şener’in iradesi dışında ve sahte imza skandalına neden olacak biçimde, adaylık başvurusuna kadar götürmesinin saygınlığını etkilediğini düşünmek gerek- pek çok AKP’li, Şener’in kararından dönmesi için büyük baskı yaparken, Erdoğan’ın sessizliği de bunun işareti. Sessizliği, Şener’in tavrının kendisine karşı olduğunu bilmesinden.

Bu da ayrışmanın kategorik olduğunun bir başka göstergesidir.

Şener’in, Erdoğan’dan kopuşunda yolsuzluğa bakış tarzı da etkili oldu.

Yolsuzluğa karşı duruşları nedeniyle AKP’den kopan Turhan Çömez, Fuat Geçen, Mehmet Eraslan gibi isimlerle yakın bağ kurması da bunun bir işaretidir.

Dönüşü olmayan bir yola giren Şener, "Aday olmayacağım" diyerek saygınlık kazanmakla kalmadı, "Uzlaşma için buradayız" diyen AKP’nin yeni vitrinine de darbe vurdu; onların üzerindeki yükü daha fazla artırdı.

KESKİN’İN NEFRETİ

Şener
gibi aday olmayacağını açıklayarak itibar kazanan iki isim de solda.

Son dönemde Deniz Baykal’a en sert eleştiriler yönelten eski CHP Genel Sekreteri Adnan Keskin’e aday olmama kararını sordum.

CHP’nin diğer eski Genel Sekreteri Ertuğrul Günay’ın, AKP’den adaylığı üzerine moralinin çok bozulduğunu söyleyen Keskin, bakın ne dedi:

"Nefret ettim. Her şey bu değil. Birinin çıkıp benim gibi davranması gerekirdi. Bana da diğer partilerden teklif geldi. Hiçbirini etik bulmadım. İki yıldır da bağımsız adaylık için çalışıyordum. Ama sosyal demokrat tabana moral olsun diye vazgeçtim. İlkeler, kişilikler bu kadar ucuz değil."

SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın da aynı nedenle sol tabanda saygı toplarken merkez sağ tabandaki moralsizliği ifade edecek sözcük yok.

Bu tabanın arzusunu ezip geçenler, ne derlerse desinler, sorunun liste kavgası olduğu izlenimini silemeyecekleri için ağır sorumluluk altındadırlar.

Çünkü, merkez sağın yeniden TBMM dışı kalmasına kimse haklı bir gerekçe bulamaz.
Hürriyet


Blogcu ile yapıldı