MEDYA

UCUZ KREDİ

BABACAN

KADIN VE GÜZELLİK

TATİL GEZİ

TEKNOLOJİ

OTOMOBİL

PARA KREDİ

EMLAKÇILAR

SPOR

MODA

VİDEO

MAGAZİN

SİNEMA REHBER

DEDE TORUN

SONTURCO


İhalelerde kapsam dışı pasta 14 milyar dolara ulaşıyor

14/8/2009

TEPAV’ın ihale kanunu değişikliklerinin anlamını değerlendiren çalışmasında, “İhale kanunu günümüzde siyasi iktidarlara yakın bir sermaye birikimi modeli yaratmanın aracı haline gelmiş gibi gözükmektedir” denildi. Kanun kapsamı dışına çıkarılan ihalelerin yıllık tutarının da 14 milyar doları bulduğu belirtildi

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) bünyesinde faaliyet gösteren Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın (TEPAV) tespitlerine göre, şimdiye kadar yapılan onlarca değişiklik, ekleme ve istisnayla İhale Kanunu, siyasi iktidarlara yakın bir sermaye birikimi modeli yaratmanın aracı haline geldi. Kanunun kapsamı dışına çıkarılan ve genellikle ‘iktidara yakın’ gruplara giden ihalelerin toplamı ise 14 milyar dolara ulaştı.
TEPAV Mali İzleme Grubu’nca hazırlanan, “KİK’te Yapılan Değişiklikler Ne Anlama Geliyor?” başlıklı değerlendirme notunda çarpıcı tespitler yer aldı.

54 değişiklik, 140 ekleme
Değerlendirmede, kanunun değiştirilmesi aşamasındaki genel gerekçelerde, genellikle ‘AB uyum süreci’ olduğunun belirtilmesine karşın birçok değişikliğin ‘uyum sürecine’ uymadığını, aksine onlarca değişiklikle daha fazla kamu işinin kanunun kapsamı dışına çıkarıldığı ifade edildi.
TEPAV’ın tespitlerine göre, Kamu İhale Kanunu’nda (KİK), doğrudan 17, dolaylı olarak da (diğer kanunlar yoluyla) 37 olmak üzere toplam 54 kanun değişikliği yapıldı. Yasal düzenleme yoluyla da en az 140 civarında ekleme, değişiklik, istisna getirilerek, orjinal kanunun hükümlerine müdahale edildi.
Değerlendirmede, “Gerçekten de kanunun bazı maddeleri söz konusu sürecin taahhütlerine uygun olarak önemli değişiklikler getirmiştir. Ancak öte yandan, AB mevzuatıyla uyumlu bazı maddeler yürürlükten kaldırıldığı gibi, ilerleme raporlarında belirtilmesine rağmen hiçbir değişiklik yapılmayan alanlar da bulunmaktadır” denildi.

Siyasi rant riski doğdu
Türk mevzuatındaki ‘idare’ tanımının kapsamı gereği eleştirildiğine işaret edilen değerlendirmede, bu eleştirilerin tersine birçok idarenin kapsam dışına alındığı kaydedildi.
Değerlendirmede, imtiyazlar ve utilities (kamu hizmeti, utilities kavramı içinde enerji, su, ulaştırma ve telekomünikasyon sektörleri yer alıyor) alanlarına ilişkin herhangi bir çalışma yapılmadığı, ilan sürelerinin kısa olduğu, AB’ye uyum veya uygulamada bazı esneklikler getirme gibi gerekçelere dayansa da değişikliklerin çok önemli bir bölümünün siyasi rant riski taşıyan unsurlar içerdiğine dikkat çekildi.
Raporda şöyle denildi:
“Bu risk (siyasi rant riski) yapılan değişiklikler ile daraltılan kapsam maddesi ve genişletilen istisna maddelerinde kendisini gösterse de, bunun dışında kalan maddelerle birlikte ihale kanunu günümüzde siyasi iktidarlara yakın bir sermaye birikimi modeli yaratmanın aracı haline gelmiş gibi gözükmektedir.
Kamusal denetimin zayıflatılarak ihale süreçlerinin açıklık ve rekabet anlayışından uzaklaştırılmasının kamu kaynaklarının rasyonel bir biçimde kamu yararına kullanımında ciddi sıkıntılar yaratacağı çok açıktır.
Siyasi rantın bürokratik rantla desteklenmesi ve değişikliklerin içeriği de gözönüne alındığında, ihale sisteminin yolsuzluk ve usulsüzlüklere giderek daha fazla muhatap olma riskinin arttığını ileri sürmek fazla iddialı bir değerlendirme olmayacaktır.”

 

Yüzde 22’si kapsam dışında
-  Türkiye’de potansiyel kamu alımları piyasasının milli hasılaya oranı yüzde 8.6 civarında.
-  Genel yönetim harcamaları içinde ihaleye konu olabilecek harcamaların payı, KİT’ler hariç, yıllar itibarı ile yüzde 22-23 civarında. Bu da 2008 yılı için yaklaşık 48 milyar dolarlık bir büyüklüğe tekabül ediyor. KİT’ler dahil edildiğinde rakam 66 milyar dolar civarında tahmin ediliyor.
-  İstisna ve doğrudan temin gibi ilgili kanunun öngördüğü genel kurallar dışında yapılan alımların toplam kamu alımları içindeki oranı yüzde 20 civarında (yaklaşık olarak 14 milyar dolar.) 
-  Toplam kamu alımlarının yaklaşık olarak yüzde 70’ine yakın bölümü, merkezi yönetim ve yerel yönetimler tarafından gerçekleştiriliyor.

 

Siyasi, bürokratik ve popülist rant iç içe TEPAV’ın tespitleri şöyle:
-  AB’ye uyum gerekçesiyle yapılan değişikliklerin bir bölümü AB mevzuatına uymadı. İstisnaların çok fazla olduğu her ilerleme raporunda belirtildi ama daha fazla istisna getirildi.
-  Belli istekliler arasında ihale usulünün kapsamı AB mevzuatına orantısız biçimde genişletildi.
-  Doğrudan temin kapsamı genişletilerek ‘direct procurement’ adı verilen yöntemden uzaklaşıldı.
Kanunun son halinin taşıdığı riskler de şöyle sıralandı:
-  Kamu alımları, önemli bir yönetişim riski barındırıyor. Bu risk kısaca siyasi rant, popülist rant ve bürokratik rant olarak ifade edilebilir. Siyasi rant, siyasi iktidarı elinde tutan grupların iktidar gücünü kullanarak kendileri de dahil olmak üzere kendilerini destekleyen çıkar gruplarına yaptıkları kaynak aktarmasıdır. 
-  Popülist rant, daha geniş kitlelere (seçmenlere) oy karşılığı iktidara gelinmesi ve/veya iktidarda kalınması koşulu ile kaynak aktarılmasıdır.
-  Bürokratik rant, bürokrasinin elinde tuttuğu yetkileri kendi yararına kullanmak suretiyle maddi ve manevi çıkar sağlaması durumunu ifade eder. 
-  Bu üç rant grubu çoğu kez birbirleri ile işbirliğine yatkın durumları tercih ederler. Bürokrasi siyasi iktidara ne kadar yakın durursa, hem siyasi hem de bürokratik rantın optimize edilmesi ve bu arada seçmen kitlelerine de ‘bir şeyler’ verilmesi o kadar mümkün olabilir. 
-  İhale mevzuatı bu rant gruplarından özellikle siyasi ve bürokratik rantın en fazla söz konusu olduğu alan olarak dikkati çekmektedir. Zira siyasetçi için ihale dağıtımı “yandaş” bir sermaye birikimi ve bu yol ile iktidarının temellerinin güçlendirilmesi açısından önemli bir araçtır. 
-  Siyasi rant riski açısından önemli olan yeterlik kriterlerinin oluşturulması bazen öyle şekiller alabilmektedir ki; ihaleye sadece sınırlı sayıda siyasi iktidarca tercih edilen firmalar girebilmektedir.
Ya da, yerel yönetimler sadece kendi BİT’i kazanacak şekilde düzenlemekte, ihaleyi kazanan BİT ise tabi oldukları 3/g maddesinin limit değerlerinin altında kalacak şekilde ihale miktarını bölerek istediği şirkete dağıtabilmektedir.

Merkez'den dövize müdahale açıklaması

29/7/2009
Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, döviz fiyatlarındaki aşağı yönlü harekete ilişkin olarak; Merkez Bankası’nın bir kur hedefi olmadığını anımsattı. Ancak Yılmaz, rezerv biriktirme amaçlarının devam ettiğini belirterek, “Döviz alım ihalelerini başlatıp başlatmama konusunda bir çalışma yapıyoruz. Bunun sonucuna göre döviz alımına yeniden başlayabiliriz” dedi.

ENFLASYON HEDEFİ YENİLENDİ

Merkez Bankası, faiz indirimlerine bir süre daha devam edileceğini açıklarken; faizlerin 2010 yılı sonuna kadar tek haneli olacağı tahmininde bulundu. ‘Krizden çıktık’ demek için işsizlik oranlarında iyileşme görülmesi gerektiğinin altını çizen Başkan Yılmaz, ÖTV ve KDV artışlarıyla ilgili olarak da “Doğru adımlar atılıyor ama yeterli değil. Arkası gelmeli” diyerek hükümete destek verdi.

Aysel ALP YAZIYOR

 

Başkan Yılmaz, tünelin ucundaki ışık benzetmesini bugün de devam ettirdi. Yılmaz, tünelin ucundaki ışığın krizden çıkışın işareti mi yoksa arabanın farları mı olduğu sorusuna; “Tünelin ucundaki ışık net değil ama biz dikkatli yürümeye devam edelim” yanıtını verdi.

Faiz indirimine devam

Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, Temmuz ayı enflasyon raporuna ilişkin basın toplantısında önemli mesajlar verdi. İç talepteki düşük seyrin devam etmesi nedeniyle önümüzdeki dönemde de faiz indirimlerinin bir miktar daha devam edeceğini söyleyen Yılmaz, politika faizlerinin 2010 yılı sonuna kadar tek hanede kalmaya devam edeceğini açıkladı.

Gelirler artmalı, giderler azalmalı!
Piyasa faizlerinin de politika faizleriyle uyumlu olabilmesi ve tek haneye inmesi için hükümetin güvenilir ve inandırıcı bir Orta Vadeli Program açıklaması gerektiğinin altını çizdi. Yılmaz, son dönemde alınan mali tedbirlerin doğru adımlar olduğunu belirtirken, “Ancak yeterli değil. Arkası gelmeli. Hem gelirler hem de harcamalar kısmında” diyerek hükümete destek verdi.

IMF görüşmeleri sürüyor

Başkan Yılmaz, IMF ile görüşmelerin devam ettiğini ancak IMF’li ya da IMF’siz kendilerinin üzerine düşeni yapmaya devam edeceklerini söyledi.

Döviz alım ihaleleri başlayabilir

İhracatçının kurlardaki düşüş nedeniyle Merkez Bankasından kurlara müdahale beklediğinin anımsatılması üzerine ise Yılmaz şöyle konuştu:

“Yine söylüyorum Merkez Bankası’nın bir kur hedefi yoktur. MB’nin hedefi fiyat istikrarıdır ve bunun aracı da kısa vadeli faizlerdir. İkinci bir politika aracı yoktur. Kurlar, piyasa koşullarında belirlenmektedir. Ancak Merkez Bankası’nın rezerv biriktirme amacı devam ediyor. Piyasada aşırı oynaklık durumunda da müdahale edebiliriz ama şuanda böyle bir durum sözkonusu değil. Yalnız, rezerv biriktirme amacımız çerçevesinde döviz alım ihalelerine yeniden başlama konusunda bir çalışma yapılıyor. Bunun sonucuna göre döviz alım ihalelerine yeniden başlayabiliriz” dedi.

Başkan Yılmaz, bir işadamının İran’dan 18.3 milyar dolar getirdiğini ancak buna gümrükte el konulduğuna ilişkin iddiaları konusunda ise bir bilgisinin olmadığını söyledi.

Yeni zamlar kapıda mı?

29/7/2009
İETT'nin 2008 yılı bütçe açığı rekor kırdı. Peki bu açık nasıl kapanacak?

Hollanda'dan tanesini 1 milyon 200 bin Euro'ya satın aldığı ve arızalar nedeniyle sık sık seferden çektiği Phileas marka Metrobüs aracıyla gündeme gelen İETT'nin 2008'de bütçe açığı 1 milyar 109 milyon lira oldu.
İETT İşletmeleri Genel Müdürlüğü'nün 2008 Mali Yılı Bütçe Kesin Hesabı ve Bilançosu İle Murakıp Raporu, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi'nde oy çokluğuyla onaylandı. Rapor özetle şöyle:

İETT, 2008 yılı bütçe açığını finanse etmek için 723 milyon 795 bin lira iç ve dış kredi kullandı.

1 milyar 819 milyon liralık toplam bütçe giderlerinin yüzde 15'ini personel giderleri, yüzde 3'ünü sosyal güvenlik kurumlarına devlet primi, yüzde 27'sini mal ve hizmet alımları, yüzde 8'i faiz giderleri ve yüzde 47'si sermaye giderleri olarak gerçekleşti.

2007'de personel gideri olarak 247 milyon lira harcayan İETT, yüzde 13'lük bir artışla bu yıl 279 milyon lira harcadı.

Sosyal güvenlik kurumu primleri 46 milyon liradan 50 milyon liraya, mal ve hizmet alım giderleri ise yüzde 4'lük artışla 473 milyon liradan 492 milyon liraya çıktı. İETT'nin faiz giderlerinde yüzde 46'lık artış yaşanarak 137 milyon liraya çıktı.

710 milyon liralık bütçe gelirlerinin yüzde 88'i mülkiyet ve teşebbüs gelirlerinden oluşan İETT, gelirlerinin yüzde 6'sı da İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden alınan bağışlardan oluştu. İETT, bu yıl yüzde 80'lik düşüşle belediyeden 43 milyon lira bağış aldı.

Hürriyet kaynak sabah

Dokunulamayacaklar

29/7/2009
 IMF ve Dünya Bankası Güvernörler Kurulları'nın İstanbul'da 6 ve 7 Ekim'de yapılacak Yıllık Toplantıları için yükümlülükler ve taahhütlerin yer aldığı Mutabakat Zaptı'nı hükümet imzaladı.

VERGİDEN MUAFLAR

Resmi Gazete'de dün yayımlanan anlaşmadaki hususlara göre, toplantıya katılacak IMF ve Dünya Bankası heyetleri dokunulmazlık zırhına bürünecek. Heyet üyelerinin tutuklama ve gözaltına alınma, bagajlara el konulmasından muaf tutulacakları garanti edildi. Heyetin eşyası da aranamayacak. Dikkat çeken hükümlerden biri de, sağlanacak mal ve hizmetlere KDV dahil hiçbir vergi uygulanmayacak olması. Katılımcıların eşyası da, gümrük kontrolü ve gümrük vergisie tabi olmayacak. Toplantılara ilişkin haberleşmeye sansür uygulanamayacak. Hükümet tüm katılımcılar ve eşyasının emniyeti için gerekli önlemi alacak. 1955'ten sonra ikinci kez evsahipliği yapılacak toplantıya, 13 bin  kaynak sabah

Akbank'ın 6 aylık net kârı 1.3 milyar lira

29/7/2009
 AKBANK, 2009 yılının ilk yarısında 1 milyar 309 milyon TL net kâr elde etti. Olağanüstü kalemler arındırıldıktan sonra, bankanın ilk yarı kârı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 32 arttı. Sabancı Grubu'nun amiral gemisi Akbank'ın yılın ikinci çeyreğindeki konsolide olmayan net karı 730.2 olurken, geçen yılın aynı dönemine göre 224 milyon lira arttı. Bankanın ilk yarıdaki kredileri toplamı 44.4 milyar lira olurken, takipteki kredilerin oranı yüzde 3.5 oldu. İlk yarı sonuçlarını değerlendiren Akbank Genel Müdürü Ziya Akkurt, sermaye yeterlilik rasyolarının yüzde 19 olduğuna dikkat çekerek, bu oranın sadece Türk bankacılık sektöründe değil global bankalar arasında da en yüksek oranlardan biri olduğunu söyledi. Global çalkantının etkilerinin yılın ikinci çeyreğinde azaldığını söyleyen Akkurt, ekonomideki tablonun pozitife dönmeye başladığını görmeye başladıklarını belirtti. Akkurt, özellikle TL kredilerde yılın ikinci çeyreğinde başlayan artış eğiliminin ekonomideki iyileşmeyi doğrular nitelikte olduğuna dikkat çekti. kaynak sabah
« Önceki ::

Blogcu ile yapıldı